case of - Türkçe İngilizce Sözlük

case of

"case of" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 7 sonuç

İngilizce Türkçe
Konuşma Dili
case of i. vaka
We have seen as much in the case of severe acute respiratory syndrome.
Şiddetli akut solunum sendromu vakasında da bunu gördük.

More Sentences
case of i. durumu
Of particular concern is the case of Croatia.
Hırvatistan'ın durumu özellikle endişe vericidir.

More Sentences
case of i. kriz
case of i. nöbet
case of i. hali
case of i. hastalığı
case of i. rahatsızlığı

"case of" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
management of a case i. davanın idaresi
aid-assistance in case of death i. ölüm yardımı
case of mistaken identity i. birini başkası sanma
case of mistaken identity i. kimlik tesbitinde yanılma
case of mistaken identity i. şahısları karıştırma durumu
number of case i. vaka sayısı
conclusion of the case i. davanın sonuçlanması
take the case to the european court of human rights f. davayı avrupa insan hakları mahkemesi’ne götürmek
take the case to the european court of human rights f. davayı aihm’e götürmek
throw out the case for lack of evidence f. delil yetersizliğinden davayı düşürmek
hear the case of f. davasını görmek
as in the case of s. için olduğu gibi
in case of loss zf. ziyan vukuunda
in case of loss zf. zarar meydana geldiğinde
in the case of ed. durumunda
in case of ed. vukuu halinde
in case of ed. takdirde
in case of ed. olduğu takdirde
in case of ed. halinde
in case of ed. durumunda
in case of ed. koşulunda
İfadeler
in case of emergency zf. acil bir durumda
in case of necessity zf. gerek duyulursa
in case of emergency zf. icabında
in case of necessity zf. gereklilik halinde
in case of need zf. icabı halinde
in case of necessity zf. lüzum halinde
in case of emergency zf. acil durumda
in case of need zf. gerekirse
in case of emergency zf. zorunluluk halinde
in case of necessity zf. icabederse
in case of emergency zf. acil lüzum halinde
in case of need zf. icabederse
in case of need zf. ihtiyaç halinde
in case of need zf. gerektiğinde
in case of recurrence zf. tekrarlanması halinde
in case of recurrence zf. tekrarı halinde
in case of recurrence zf. tekrarlanması durumunda
in case of need zf. gerek duyulması halinde
in case of recurrence zf. tekerrür durumunda
in case of recurrence zf. tekerrürü durumunda
in case of recurrence zf. tekerrürü halinde
in case of recurrence zf. tekrarı durumunda
in case of recurrence zf. tekerrür halinde
in case of need zf. ihtiyaç duyulması halinde
in case of accident expr. kaza vukuunda
in case of accident expr. kaza durumunda
in case of accident expr. kaza halinde
in case of disagreement expr. anlaşmazlık halinde
in case of dispute expr. anlaşmazlık halinde
in case of divorce expr. boşanma durumunda
in case of dispute expr. ihtilaf durumunda
in case of divorce expr. boşanma halinde
in case of non-agreement expr. anlaşma olmadığı takdirde
in case of something expr. durumunda
in case of something expr. olur da
in case of something expr. durumda
in case of something expr. halinde
in case of refusal expr. reddedilmesi durumunda
in case of refusal expr. ret durumunda
in case of refusal expr. reddedilmesi halinde
in case of refusal expr. ret halinde
in case of fire expr. yangın durumunda
in case of fire expr. yangın halinde
in case of any dispute expr. herhangi bir anlaşmazlık halinde
in case of any dispute expr. herhangi bir anlaşmazlık durumunda
in case of danger expr. tehlike anında
in case of danger expr. tehlike durumunda
in case of adverse weather expr. olumsuz hava durumunda
in the case of (someone or something) expr. (biri/bir şey) olayında
in the case of (someone or something) expr. (biri/bir şey) örneğinde
in the case of (someone or something) expr. (biri/bir şey) hakkında
in the case of (someone or something) expr. (birinin/bir şeyin) durumunda
in the case of (someone or something) expr. (birine/bir şeye) ilişkin
Konuşma Dili
bad case of nerves i. sinirleri bozuk
in the case of expr. olayında
in the case of expr. halinde
in case of need expr. lüzum halinde
in case of need expr. ihtiyaç halinde
in case of emergency expr. acil lüzum halinde
in case of doubt expr. tereddüt halinde
in case of doubt expr. şüphe durumunda
in case of need expr. ihtiyaç durumunda
in case of something expr. halinde
in case of something expr. durumunda
having a bad case of déjà vu... expr. déjà vu yaşıyor gibiyim…
having a bad case of déjà vu... expr. kötü anılarım canlanıyor…
don't make a federal case out of it! expr. pireyi deve yapma!
don't make a federal case out of it! expr. gereğinden fazla abartma!
don't make a federal case out of it! expr. büyütme!
don't make a federal case out of it! expr. abartma!
Deyim
case of the blind leading the blind i. körün köre kılavuzluk etmesi
case of something i. bir şeye örnek
case of something i. bir şeyin örneği
case of something i. vakası
a case of (something) i. (bir hastalık) vakası (türkçede genelde "vakası" kullanılmayıp sadece hastalığın adı söylenir)
a case of (something) i. (bir şey) nöbeti
case of something i. (bir şey) vakası
a case of (something) i. (bir şey) krizi
a case of (something) i. (bir şey) vakası
case of something i. (bir şey) krizi
case of the shorts i. (paraca) sıkışık durumda olma
case of something i. (bir şey) nöbeti
case of the dropsy i. şişkinlik
case of the jitters i. endişelenme
case of the shorts i. (paraca) sıkışık olma
case of the shorts i. paraya sıkışma
case of something i. (bir hastalık) vakası (türkçede genelde "vakası" kullanılmayıp sadece hastalığın adı söylenir)
case of the dropsy i. ödem toplanması
case of the jitters i. heyecanlanma
a case of mistaken identity i. şahısları karıştırma durumu
a case of mistaken identity i. birini başkasıyla karıştırma durumu
a case of the blind leading the blind i. körün köre kılavuzluğu
a case of mistaken identity i. birinin başkasıyla karıştırıldığı durum
a case of mistaken identity i. kimlik tespitinde yanılma
a case of the blind leading the blind i. körler sağırlar birbirini ağırlar
a case of mistaken identity i. yanlış kimlik tespiti
a case of mistaken identity i. birinin başkası sanıldığı durum
case of the dropsy i. sürekli elindekileri düşürme durumu
case of the dropsy i. sakarlık hali
case of the dropsy i. elindekileri düşürme hastalığı (farazi)
have a bad case of the simples f. çok aptal olmak
make a federal case out of something f. bir şeyi gereğinden fazla abartmak
make a federal case out of something f. bir şeyi fazla abartmak
make a federal case out of something f. bir şeyi gereğinden fazla büyütmek
make a federal case of out of something f. bir şeyi çok büyütmek
make a federal case of something f. pireyi deve yapmak
make a federal case out of something f. pireyi deve yapmak
work the soul case out of f. (birini) strese sokmak
keep off (of) (one's) case f. (biriyle) uğraşmayı bırakmak
keep off (of) (one's) case f. (birini) rahat bırakmak
keep off (of) (one's) case f. (biriyle) uğraşmayı kesmek
keep off (of) (one's) case f. (birinin) başının etini yemeyi kesmek
keep off (of) (one's) case f. (birinin) yakasından düşmek
keep off (of) (one's) case f. (birini) eleştirmeyi kesmek
make a federal case of f. pireyi deve yapmak
make a federal case of f. '-i gereğinden fazla abartmak
make a federal case of f. '-i fazla abartmak
make a federal case of f. -i gereğinden fazla büyütmek
a case of (something) s. -hastalığı
a case of (something) s. -rahatsızlığı
a case of (something) s. kriz
a case of (something) s. nöbet
a case of (something) s. vakası
a case of (something) s. durumu
a case of (something) s. hali
don't make a federal case (out) of (something) expr. (bir şeyi) gereğinden fazla abartma
don't make a federal case (out) of (something) expr. pireyi deve yapma
don't make a federal case (out) of (something) expr. (bir şeyi) fazla abartma
don't make a federal case (out) of (something) expr. (bir şeyi) gereğinden fazla büyütme